Reklam verin!
MSN nickleri

İslami Mizah Blogu - Pandorina

Yazar: tabuhan @ Haziran 21, 2008 11:05

Neredeyse 1-2 Haftadır Blog'uma Yazı Yazmıyordum. Ve Şimdi Bu Uzun aradan sonra ki ilk yazımı Blog Günü Yarışmasının Şanslı Talihlisiyle Başlatıyorum.

Önceki Yazımda da belirttiğim gibi Üye olduğum Forumdaki Blog Günü Yarışmasında Kura ile seçilen Bir Blogun, Kuraya katılanlar tarafından Kendi Bloglarında Tanıtımı Yapılacak. İşte Bu Haftaki Talihlimizin adı Pandorina ...

Şimdi Geçelim Blogu Hakkındaki Yorumlarıma ve Tanıtımına:

Öncelikle Blogun Sistemi Mizah Üzerine Kurulmuş Durumda ve Bu Benim Hayatın En Sevdiğim Yanıdır Laughing Ama Yazılarında Genelde Yaşanmış Gerçek olaylara Yer Vermesi, Mizaha Mizah Katıyor Diyebilirim.

Şablon; Arkadaşımın Blogundaki Şablon Ne Güzel Ne de Çirkin Cool ArkaPlan Rengi Simsiyah ve Bu Da Sizde Bloga ilk Baktığınızda KARAMİZAH Yapıyor Gibi Bir Önyargı Uyandırabilir. Ama Paniğe Gerek Yok Laughing Çünkü Yazılarına Verdiği Renkler Bana Göre ArkaPlanı Görmezden Gelmenize Neden oluyor ve bu da insanın Okudukça Okuyasının Gelmesini Sağlıyor (Bu NasıL Bir Cümle Böyle Sealed). Bide Sol Menüde Küçük Sevimli Yeşilimsi Bir MiniPod Var, Buda Blogu Daha Hoş Gösteren bir Etmen Diye Düşünüyorum.

İşte Arkadaşımın Blogu Hakkındaki Görüşlerim Bunlardı. Sonuç olarak iyi Bir Blog (Yani En Azından Benim Hoşuma Gitti). Blog Hayatında Başarılar DilerimWink.

Köşe Yazılarım | Yorumlar(0)
Bakış sayısı: 165
Etiketler: islami mizah blog tanıtım köşe-yazısı 
Yazını ünlü imleme sitelerine yolla!

PARILTI

Yazar: tabuhan @ Mayıs 30, 2008 19:28

Benim ormanım bu tanıdığım bildiğim sessizliğine alıştığım yada alıştığıma kendimi inandırdığım , tüm patikalarını ezberlediğim, yosun bağlamış ulu çınarın yanından geçerken bana gülümsediği, sincap ailesinin koşuşturarak yanımdan geçtiği, en lezzetli mantarların bulunduğu kuytunun yanından geçerken kendi halinde akan derenin, hepsi ama hepsi benim bildiğim tanıdığım sığındığım benim ormanım.

Ama bugün ormanımda gezerken içim bir başka hissediyor, ormanımda başka bir ses var, kuşların, küçük hayvanların, dalların, ağaçların çıkardığı seslerden başka bir ses onu duyamasam da hissediyorum ve aslında aramasam da bulmak için çırpınıyorum.

İşte daha önce hiç görmediğim yada belki fark etmediğim bir patika uzanıyor önümde keşfe çıkıyorum çünkü dedim ya istemesem de istiyorum. Sevinecek olsam da içime tarifsiz acılar verecek olsa da patikanın sonunu görmem gerek, çünkü ta içimde biliyorum ki patikada ilerlerken vazgeçiyorum vazgeçmem gerek dediğim anda karşıma çıkacak.

ŞEKER EV …..

İşte orada tek yapmam gereken patikayı terk edip eve doğru yürümek, o kapıdan girerek asla sonunu bilemeyeceğim bir mucizeyi yada bir yıkılışı yaşamak .

Buna hazırım ne olursa olsun deyip devam mı etmeli yoksa arkana bile bakmadan kaçarcasına geri mi dönmeli ?

Ancak şeker ev her ne kadar baştan çıkarıcı görünse de patikaya geri dönmem gerek, yapmamalıyım ama sözümü tutacak mıyım işte asıl belirsizlik burada çünkü gözümü şeker evin parıltısından alamıyorum ve şeker evin çukulatadan kapısı çok davetkar ……..

Parıltı

Ateş gibi bir nehir akıyordu
Ruhumla o ruhun arasından
Bahsetti derinden ona halim
Aşkın bu onulmaz yarasından.

Vurdukça bu nehrin ona aksi
Kaçtım o bakıştan, o dudaktan
Baktım ona sessizce uzaktan
Vurdukça bu aşkın ona aksi...

Köşe Yazılarım | Yorumlar(0)
Bakış sayısı: 44
Etiketler: parıltı köse-yazısı 
Yazını ünlü imleme sitelerine yolla!

YARA

Yazar: tabuhan @ Mayıs 30, 2008 19:26

 

Hep aynı sorular hep aynı cevaplar,
hep aynı insanlar hep aynı kavgalar,
hep aynı heyecanlar hep aynı pişmanlıklar, 

hiç vazgeçemeyeceğim dediğiniz alışkanlıklar, insanlar, vazgeçiliyor,
vazgeçilebiliyor oluyor ama olana kadar o sancılı zaman geçene kadar işte o süreç vazgeçilemiyor, vazgeçilmiyor .
Her defa bu son pişmanlığım dediğinizde ve o ağrılı umutsuz hırçın sürece  başladığınızda söylediğiniz o iki kelime “bu son” tekrar tekrar söyleniyor, ama süreç bitene kadar, sonrası yine bir başlangıç tekrar başa hep başa sarıyoruz hiç ilerlemiyoruz ve işin tuhafı bunu bile bile yapıyoruz, bilerek, isteyerek, arzulayarak.
Sorgulamak lazım ama umursamıyoruz hatta gülüp geçiyoruz.
Her yeni insanda onu bulduğumuzu sanıp içimizdeki tüm sevgiyi, hoşgörüyü, sabrı,saygıyı, tutkuyu,aşkı, hatta tüm değerlerimizi ona sunuyoruz.
Peki karşılığında aldıklarımız ;  gözyaşı,nefret,pişmanlık,ihanet, ve hatta şiddet.
İşte o zaman kendimize sormaya başlıyoruz ilk ve en önemli soru hep aynı “NEDEN ?”
neden hep neden.
Hak ettik mi, bu kadarmı, gözümüzde mi büyüttük bence tek cevap “evet gözümüzde büyüttük” onunda sadece sevgi alıp ama sevgi veremeyen bir insan olduğunu anlayamadık . Nedense bu bir kısır döngü sevgi ver ama alama , sevgi al ama vereme , sev sevilme , sevme sevil. Enteresan değimli ?
Kimisi vardır sizi aslında sever ama bunu gösteremez çünkü onun “çünkü” leri çoktur,
kimisi vardır sizi sever ve sevdiğini gösterir ama kendince ve bu çoğu zaman sizin ve hatta çoğu insanın sevgi anlayışına uymaz.
Kimisi vardır sevildiğinin bile farkına varmaz işte en tehlikelisi odur, çünkü her sözü her hareketi canınızı yakar , işte bu tip sevgiden vazgeçebilme süreci en sancılısı, en ağırı ,en nefret kokanıdır. Bu sürecinin nasıl atlatılacağını birçok yerde okuyabilirsiniz birçok insandan tavsiye alabilirsiniz ama hiçbiri teselli etmez, yetmez, çünkü içinizdeki yara çok zor kapanır, iltihaplanır sancısı sizi uyutmaz ve yaranın patlayıp kuruması çok uzun sürer.
Ama her yaranın kapanmasından sonra gelen rahatlamayı burada beklemeyin, gelmeyecek, o yara kapanacak ama siz asla rahatlayamayacaksınız takii yeni birisi gelip o kapanan yarayı tekrar açana kadar işte o zaman rahatlayabilirsiniz çünkü artık alışmışsınızdır. Kapanan ama tekrar tekrar açılan yaralarınıza ,
Ben alıştım ……

 


Bir kelimenin dibine doğru düşüyorum
Tanrım...
Tanrım, alışmakla cezalandırma beni! ...
ihtimalleri kanla tükürüp paslı bir gündüze
ruhumu kusuyorum yavaş yavaş;
gözlerimde tomurcuk yağmurlarla,
uzakta kör bir çığlık duyuyorum
ve canım yansın diye bir kez daha
çivilenmiş günaydınlara uyuyorum
Kırıktır bendeki kalp, ondaki bir çift kanat.
Dalın kontrolü dışındayken rüzgarın şiddeti ve yönü,
Kırıklara alışmaktır yaşamak denen sanat

Köşe Yazılarım | Yorumlar(0)
Bakış sayısı: 45
Etiketler: yara köse-yazısı 
Yazını ünlü imleme sitelerine yolla!

  Tüm yazılar: 3