Öyle bir şey yap ki bizim için;ölümün korkunç yüzünü söküp atmış ol ellerinle.Seninkinin adı "sonsuzluğa ulaşmak" olsun...Bize de ardından "kahraman" demek kalsın!

28 Kasım 2008 Cuma

Işığınla Aydınlat Beni

Ruhuma dokun sıcak ellerinle.
Yıka ışığınla boydan boya.
Merhameti öğret bana,soğuk rüzgarlar alıp götürmeden
Cesaret ateşinde ısıt beni,azap alevleri sarmadan.
Karanlık yanımı söküp al o güzel ellerinle
Dipsiz bir kuyuya kapat
Anahtarını at hiçliğe.
Çıkarmaya gelen herkes kapıdan dönsün
Dönsün ki,içimde hiç oluşmasın nefret tohumları
Masumlar rahat etsin bizim sayemizde.
Kollarına al beni
Işığınla yıka baştan aşağı
Gözlerine hapset beni
Hapset ki,senden başkasına muhtaç olamayım!
Sensizlik en büyük ceza olsun bana
Bir de bir silah ver ki iyiliğime,
Yıkılmadan yüzyıllara taşıyım kendimi
Seni ve emeğimi...
Kendine bağla beni
Bağla ki,seninle uyanıyım her güne.
Sıcak bir güneş ol günüme
Alnım açık,sırtım dik olsun sayende
İyiliğime sar beni
Kendi özümde erit,topla yeniden...
Yeniden sev beni
Sev ki inanmayan herkesi şaşırt yine.
Işıksız bırakma sakın bu yaralı ruhu...
Sensizlik bana diri diri gömülmektir çünkü
Kollarına al beni
Sev yine tüm kalbinle
Aynı yollarda sürüklenelim kaderimize
Ölüm bile ayrımadan göçüp gidelim el ele...
Bir amaç ver şu amaçsız hayatta
Bir de kural koy önüme,andım olsun.
Çünkü ben...
İnanmak istiyorum!

09 Kasım 2008 Pazar

Ölesiye...

Karanlık ve şüphe,
Ruhsuzca atılan kahkahalar yırttı geceyi.
Koca uzuvlarıyla uzanıverdi havaya,
Tüm ihtişamı ve saldırganlığıyla…

Yalpalayan silüet in korkusun sardı herkesi,
İki koca kaslı kol,
Ve yerde yatan iki ceset,
Yoo hayır bu sadece ölümün kokusuydu.

Derinde kalan tuz benimki,
Sen tek değilsin ve hiç olmadın!
Hadi bırak kollarıma kendini,
Ruhum seninkiyle birleşmeye hazır!

Beni korkutan sadece sensizlik,
Bu yaşlar gururdan sadece,
Acıyı çoktan sindirdim yüreğime,
Kılıcımı çekerken seni düşüneceğim ölesiye…


***Yazan:Melek***

07 Kasım 2008 Cuma

Solindas Spellwind

Ellerimden kayıp giderken usul usul,
Seni tutamamanın sızısı var hala yüreğimde.
Kızıl göğe bakarken ıslak gözlerimle,
O üç siyah kule var gözlerimin önünde.

Süzül hadi buklelerimden yere,
Bedenimi altüst eden dokunuşlarınla tenime,
Düştüğünden beri aklımın derinlerine,
Sensiz varolmadı hiç dingin,ruhum belki de…

'Solindas SPELLWİND'için yazılmıştır.

***Yazan:Melek***

Epikoloji Açıldı

Yeni bölümümüz hayırlı,uğurlu olsun!Duyurusunu yaptığım epik şiirlerimize bugün itibariyle yer vermeye başlıyorum.Buyrun efendim yorumlar ve beğeniler sizden,şiirler Melek'ten...

01 Kasım 2008 Cumartesi

HiKaYe'de Değişiklikler

Ana konumuz olan "çağrı"nın ilk bölümünü yayınlamıştım çok önceden."Yeni Doğan Umutlar",adlı bölümde çağrının ilk kısmını yayınlamıştım.Artık çağrının ikinci kısmına çok az kalmışken(ileriden de kopya verdik bu arada ;)),yazdığım ilk kıtada değişiklikler yaptım.Bundan sonra,çağrının kıtalarını Melek yazacak.Siz onu yorumlardan tanıyorsunuz zaten.Kendisinin epik şiirlerini de bu blogda göreceksiniz,aynı zamanda.Yeni bir etiket açacağım bunun için.Şimdi buyrun,Melek tarafından yeniden yazılmış çağrının ilk kısmını bir daha okuyun(linki bu yazıya koydum zaten).

29 Ekim 2008 Çarşamba

2.Bloguma da Bir Bakın ;)

Blogger kapanınca,ben de çoğu kişi gibi yeni bir blog açtım.Ama,burdaki blogumu oraya taşımak yerine,farklı bir konuda yazılar yazdım oraya.
Hoşuma da gitti aslında.Okul maceralarımı ve mühendislik öğrencisi(ve hatta üniversite öğrencisi)olmanın ne denli absürt ve komik olduğunu anlatıyorum orda.Bir bakın derim.Oraya da yorumlarınızı beklerim ;)."Bana ulaşın" kısmının altına da ekledim rss'sini.
Adını da yazayım hemen: "Sürünen Öğrenci Modeli"
Hepimiz sürünen bir öğrenci modeli değil miyiz özümüzde...

KAPATILDIK!

Magnum Opus'un yorumunu okuduysanız ya da haber sitelerine baktıysanız,tüm blogger kllanıcılarının "kapatılma"nedenini görmüşsünüzdür!Lig tv'nin para düşkünlüğü sayesinde biz de blogumuzdan olduk kısa bir süre de olsa!Konuyu tam bilmeyenler için kısaca anlatayım:
Bütün blogger kullanıcılarına yüklenen olayımız,aslında sadece Lig tv yayınlarını ücretsiz yayınlayan bloglarla ilgili.Daha önce birçok kez uyarılmışlar ama,dinlememiş bu blog kurucuları.Adamlar haklarını korumakta haklı,ona diyecek söz yok...Ama neden hepimiz birden???Bizim ne suçumuz vardı???Mesela bu bloga bir bakın,içinde ne siyasi içerik var,ne de yasak yayınlanlar...Kendi yazdıklarım sadece ve sizler varsınız.Bu birçok blog için de böyle.
Neyse mahkemeye vermişler mahkemede sağolsun toptan kapatmış hepimizi.Şimdi açıldı çok şükür!Ama ben girişte sorun yaşıyorum hala o ayrı :(.

Not:Yeni bölümün bitmesine az kaldı yayınlayacağım.

22 Ekim 2008 Çarşamba

Bloga Dair Söyleyecek Bir Sözünüz Mü Var?

Arkadaşlar,bana söylemek istediğiniz herhangi bir şey olursa diye bloga mail adresimi ekliyorum.Belki "Mesaj Panosu"na ya da yorum olarak yazmak istemediğiniz bir şey olur,bu yüzden ben de bana ulaşabileceğiniz bir e-posta adresi ekliyorum.İstek,öneri ya da bloga dair her konuda olmak üzere maillerinize cevap alırsınız.Adresimi yandaki 2.menüde görebilirsiniz.
***Virüs taramasından geçemeyenleri açmadan silerim.Kendinizi tanıtmanız zorunludur.Bir tek ben göreceğim kim olduğunuzu.Bu şartlara uymayanalar yolladıkları e-postalara cevap alamazlar.

12 Ekim 2008 Pazar

Thala-Enna Rünleri

Not:Bu yazı "Ölülerin Bekçisi"adlı bölümün devamıdır.
Zaman nehri hızla akıyordu yine.Düşen kum taneleri zamanlarını her saniye daraltırken,onlar,Maximillian'ın tam olarak düzelmesini beklemek zorundaydı.Dinaen adamın iyileşme sürecinden memnundu.Maximillian hızla iyileşiyordu.Çok dayanıklı bir bünyesi vardı şifacıya göre.Kolay kolay pes etmiyordu vücudu da kendi gibi.Yüzünde sıcak bir gülümseme ve her zamanki nezaketiyle dile getiriyordu bunu.
Şifacı,her saat başı adamın yanına gelip,sırtına susam yağıyla karıştırılmış zencefil yaprakları ezmesini sürüyordu.Adamın sızlayan kemiklerini rahatlatıp,acıyı en aza indiren bu karışım sayesinde,şövalye huzurlu uykular çekebilmeye başlamıştı.Solindas,Marryn ve yeni üyeleri Regın,Maximillian'ı sadece uykularında yalnız bırakmaya devam ediyordu.Maximillian gördüğü ilgiden memnun,Solindas ve Marryn'da adamın hızla iyileşmesinden dolayı huzurluydu.Ama,nedense Regın'da bir sorun vardı.Konuşmaların ortasında,kimseye belli etmek istemeyen bir tarzda elini sağ kürek kemiğine doğru götürüp aynı yeri kaşıyordu.Zaman zaman suratında bir acı,bazense dalgın gözlerle bakan karmaşık bir ifadeye bürünüyordu.Bu durumu fark eden Marryn,Dinaen'e Regın için bir ilaç yapabilir mi diye sormuştu."Tabii."diye bir cevap almıştı kadın ama,şifacı nedense hiçbir şey yapmamıştı.
"Şu elfler..."diye başlamıştı söze Marryn,"gerçekten çok garipler!Regın'da bir tuhaflık var,durmadan eli kürek kemiğinde.Ama,Dinaen'e söylemem rağmen ona bir yardımda bulunmuyor."dedi Solindas'a.Büyücü durumu pek önemsemedi"Amaaan,boşver.Vardır bir şey bize anlatacak değiller ya."
Akşam olmuştu.Dinaen gelene kadar,Maximillian'la koyu bir sohbeti çoktan kurmuş olan Regın,Marryn ve Solindas'ın da o anlık yokluğundan faydalanarak,bazı özel konulara değindi.
"Lord Maximillian,madem artık birlikteyiz,aban neler olduğunu anlatmalısınız."
Maximillian acı acı güldü:"En baştan mı?"
"Mümkünse,evet..."dedi elf düşünceli düşünceli.
"Bir şartım var ama!Bana Thala-Enna her neyse onu anlatacaksın!"
Regın olduğu yerde dona kalmıştı.Bir süre hiçbir şey diyemedi.
"Ama siz...bunu nerden biliyorsunuz!"dedi bembeyaz bir yüzle.
"Maximillian hafifçe gülümsedi,"Şifacı Dinaen'le siz konuşurken duydum.Çok önemli bir şeye benziyordu.Ve nedense bunu bize anlatmanız konusunda teşvik etmeye çalışıyordu Dinaen sizi..."dedi şüpheli bir şekilde.
"Siz uyuyordunuz o sıra!"dedi Regın sinirlenerek.Başka bir şey arıyordu sanki bunu altında.
"Demekki uyumuyormuşum."dedi Maximillian neden bu kadar sinirlendiğini anlamayarak.
Regın canından bezmiş bir halde yere odakldı gözlerini."Tamam"dedi sonsuz gibi gelen dakikalar sonra."Ama önce siz..."
Marryn ve Solindas ise başka işler peşindeydi.Yolda karşılaştıkları Dinaen,onlara çok önemli bir şey söyleyeceğini ve bunun için herkesten uzakta olan,Thala-Enna harabelerine gitmeleri gerektiğini söylemişti.Elfin şüpheli ve aceleci tavırları üzerine gergin bir havaya bürünen kadınlar,elften öğrendikleri tariflerle yola koyulmuştu çoktan.
"Sence gitmekle iyi mi yapıyoruz Soli?"dedi Marryn gergin bir tonda.
"Bilmem...Dinaen'in tavırları çok şüpheliydi."kafası karışıktı büyücünün.Ama,Thala-Enna adını biliyordu ve oraya gitmek için aslında bir nedenleri vardı.Ancak,acele etmedi ve Marryn'ın sormasını bekledi.Böyle olmalıydı.Bu tür bilgiler kendi isteği üzerine verilemiyordu.
"Bu Thala-Enne miydi,Thale-Enna mıydı nedir o lanet şey?"dedi canı sıkkın bir tonda ejderha binicisi.
Solindas hafifçe gülümsedi.Bunu soracağını adı gibi biliyordu çünkü.
"Orası,elflerin ilk ülkesi olan Dehle-Sarteh Elve'nin başkentiydi."
"Ne yani!Exelyan ilk elf şehri değil mi!"
"Hayır.Bu bahsettiğim şehir 2000 yıl öncesine dayanıyor.Elfler daha parçalanıp,başka ülke ve diyarlara geçmeden önce yani.Ancak,uzun kavgalar sonunda,Nihelyan topraklarında kalmasına karar verilmişti."
"Hah!O ukala Exelyanlılar nasıl oldu da buna izin verdi..."dedi alayla gülümseyen Marryn.
"Zorunda kaldılar...Çağrı'nın elf okçusu,Zenn,Nihelyanlılar'ın soyuna ait bir kahraman.Zenn,Dehle-Sarteh Elve'nin bir üyesiydi o zamanlar tabii.Bu yüzden kutsal sayılan bir mekan orası.Yıllar geçmesine rağmen,içindeki sırları bağrında yaşatıyor denir Thala-Enna harabeleri için."
"Ne sırrı?"
"Sanırım bunu oraya gidince öğreneceğiz Mary..."
Maximillian yatağında doğrulmuş,Regın'ı dinliyordu bunlar olup biterken.Kendi anlattıkları bitmişti.Marrynla nasıl ortak olduğunu,Solindas'ı ekibe nasıl dahil ettiklerini,Leonard Guardnrose'u ve ülkesinin yerle bir edilişini anlattı dalgın gözlerle.Anlattığı her şeyde yeniden o anı yaşıyordu,ama en çok da,ona sıkça sorulan "ejder alevi" efsanesi olmasında takılıp kalıyordu.Sanki asla yutmayacağı bir lokmayı çiğniyordu o olaydan beri.Her anlatışında tekrar tekrar boğazına oturup öksürtüyordu onu.
Sıra Regın'a gelmişti.Regın da Solindas'dan habersiz aynı şeyleri anlatmaya başlamıştı aslında.Sadece,o çok daha fazlasını biliyordu...
Bir ara Maximillian lafını kesti,
"Bu isimler şimdiki elfçeye hiç benzemiyor."
"Doğru,çünkü bunlar eski elfçe.Elf soyları birbirinden kopup,başka ülkelere bölününce Exelyanlılar dili 'daha güzel' hale getirmeye başladılar.Ama inanıyorumki,o zamanlar daha anlamalı bir dilimiz vardı.Şimdi her şey sadece süslü...Anlam bütünlüğünü yitiren çok şey var..."
"Anlıyorum.Hiç bahsedilmeyen kuzenleriniz var bir de,Icezntrelyan'ın buz elfleri,ya onlar?Onlar da Dehle-Sarteh Elve'de mi yaşıyordu?"
"İlginçtir ki evet.Bir elf için oldukça isyankar ve başlarına buyruk yaşamayı seven bir soydur onlar.Kimsenin boyunduruğu altına giremezlerdi.Exelyan baskın çıkıp,herkesi kendi altında birleştirmeye başlayınca,Icezntrelyan halkı buna isyan etti tabiiki.Kendi istekleriyle buralardan çok uzaklara gittiler.Buzları seçmeleri herkes için hala daha süren bir şoktur.Kimilerine göre bu bir güç göstergesi,kimileri için bir aptallık."
Maximillian hayretle dinledi adamı.Sonra konunun dağıldığını fark etti ve tekrar asıl olaya döndü.
"Neyse biz Thala-Enna'yla devam edelim.İlk başkent olması dışında onu özel yapan bir şey olmalı."
Regın biraz şaşırmıştı:"Çok çabuk sonuca varıyorsunuz Lord Maximillian.Bu yeteneğinizden dolayı sizi takdir etmek istiyorum.Madem bu kadar merak ediyorsunuz,biz de saygı değer Zenn'in yolundan gidenler olarak bunu bilmek sizin de hakkınız."
"Dinliyorum..."dedi Maximillian,bir yandan da büyücü ve ejderha binicisinin de orda olup bunları dilnmesi gerektiğin düşünoyrdu.Ama kadınlar uzun saatlerdir ortalarda yoktu.
Saatler yine birbirlerini kovalayarak geçiyordu.Tüm yolu yürümek onları iyice yıpratmıştı.Bu da yetmezmiş gibi,hava iyice kararmış ve yol gözükmez olmuştu.
"Hala gelmedik mi?"dedi Marryn isyanla."Bacaklarım koptu!"
"Biraz daha..."dedi büyücü yorgun bir sesle.
Sonunda vardılar harabelere.Ama,görünüşte kimse yoktu.Ancak,nolar bunu fark edecek halde değildi.Thala_enna,gecenin alacakaranlığına rağmen parlıyordu.Yıkık dökük harabeler,sanki yaşıyormuşcasına bu yeni gelen yabacıları selamlıyordu.Şehir sanki şarkı söyler gibi,tatlı bir meltemle fısıldadı onlara."Thala...Enna....Thala...Enna..."O kadar ritmik ve o kadar tatlıydı ki bu şarkı,basit sözlerini ikisi de önemsemedi.Marryn farkında olmadan şarkıya eşlik ederken buldu kendini ve oldukça utandı.Solindas ise,etrafta var olmaya ışıklarla yadınlatılan şehri inceliyordu.İçeri girmediler,onlara dışarıda beklenmesi söylenmişti,elf şifacı tarafından.Şehir bu kadar güzel olmasına rağmen,boğucu bir de güç dalgasına sahipti.Bie elf efsanesi,Zenn'in öldükten sonra bu şehri korumak için yeniden burada doğacağını söylerdi.Zenn'in meydan okuyan silüetini görmek kimse için şaşırtıcı olmazdı,ama böyle bir şey olamdı.Bunun yerine,dalga geçen bir erkek sesi duyuldu.
"Thala...Enna...Cehennemin dibine git!Thala...Enna...Ellerimde acıyla haykır!"
İrkilerek arkasını dönen iki kadın,tam arkalarında pis pis sırıtan bir kara cübbeli büyücü buldular.Kandırılmışlardı.Onları buraya Dinaen kılığındaki bu kara cübbeli getirmişti.Hiçbir şey açıklamaya gerek yoktu,ama kara büycü bunu yaparak yüzlerine tekrar vurmak istedi.
"Sizleri selamlıyorum,Çağrı'nın seçilenleri."dedi alaylı bir şekilde eğilip selamlayarak."Sizleri buraya çağırdığımda bu kadar 'aptla'olabileceğinizi düşünmemiştim.Hımm...Demekki sandığımdan da aptalsınız!"dedi sadist bir kahkahayla.Solindas Marryn'a baktı.Şövalyenin sinirleri giderek artıyordu.Ne zaman bu saçma kahkahayı duysa,birilerinin üzerine atlamyı adet edinmişti.Bu defa kendini tuttu.O bir büyücüydü ve kendisi bir şövalye olarak yolu Solindas'a bırakmalıydı.Ama laf sokmaktan geri kalamayacağını herkes biliyordu.
"Eeee?"dedi sıkılmış bir sesle."İyi hadi kırk yılda bir,doğru düzgün bir işe yaradınız.Ne istiyorsun?"dedi aşağılayarak.Kara büycü deliye dönmüştü"Kapa çeneni aptal kadın!Benimle nasıl konuşacağını gösteririm sana!Haddini bil!"
"Yapma ya...Bilmezsem ne olur?"
Yorgunlardı,ama Marryn kendini bir kötüye ezdirecek değildi.Önünde tir tir tiremesi gerekirdi,ama bu böyle olmuyordu.Kara büycü bu kadından bahsedildiğini biliyordu.Şimdi karşısında onu deli etmesi ise çekilmez bir şeydi.
"Gebermek için fazla acelecisin."dedi pis pis sırıtarak.
Solindas en sonunda söze girdi,
"Seni yok etmeden önce buraya neden geldiğini söyle!"dedi öfkeyle.
"Sanki bilmiyorsun güzelim!Thala-Enna'nın rünleri için buradayım!Bana onları yerini söyleyeceksiniz ve sonra belki bir gezintiye çıkarız."dedi Solindas'a göz kırparak.Marryn kendini zor tutuyrdu.Adam göz göre göre arkadaşına asılırken,o yapacak bir şey bulamıyordu.
"Bunu bir daha deneme..."dedi ölümcül bir tonda.
"Ne yaparsın!Ejderhanı mı çağırırsın?Hımm o buralarda değil ama şansa bak!Yoksa beni burdaki şarkıya yem mi edersin?"dedi aynı sırıtışla."Salak!Sen sadece busun işte!Fırtınakıranların yüz karası!Aciz..."bir şeyler daha diyecekti ama,Solindas'ın yolladığı bir enerji dalgasıyla yüzüne bir tokat yedi.
"Çok sertsin güzelim.Bu seni daha da çekici yapıyor!"dedi gözlerini ondan ayırmayarak."Neden bize katılmıyorsun?Seninle çok şey başarabiliriz!Çok şey demişken,her şeyi kast ediyorum!"dedi imalı imalı.Bu kadarı Marryn'a yetmişti.Adamın sapıklıklarını daha fazla dinleyecek değildi.Koşarak bir yumruk geçirecekti suratına,ama olduğu yerde dona kaldı.KOnuşamıyordu bile."Solindas Kaç!"demeye çalıştıyasa da hiçbir şey duyulmadı.Kara cübbeli yapacağı şeyi fark etmiş ve ona nefretle bakıyordu.
"Sana bunu denem demiştim..."dedi tıslayarak.
Solindas Marryn'a yaptığı şeyi ona ödetecekti,"Ama bana demedin!"dedi ve Thala-Enna'nın uzaklarında görülecek kadar büyüklükte bir patlama oldu.
Maximillian Regın'In son anlattıklarıyla şok içindeydi."Thala-Enna'Nın savaşçıları..."diye söze başlamıştı ki Dinaen telaşla içeri girdi."Regın!"dedi sadece.Regın olanları anlamıştı.Maximillian'a baktı bir an."Ben de geliyorum!"dedi adam kalkmaya çalışarak.
"Hayır,bu çok tehlikeli!"dedi elf.Ama adam inatçıydı.Dinaen de aynı fikirdeydi."Siz burda kalın!"dedi yalvaran bir sesle.Regın ciddi bir tonda konuitu,"Bu benim işim Lord Maximillian...."ve ardından hızla çıktı.
Thala-Enna'ya gidecek kestirme yol için koşmaya başladı.Uzun süre koştu.En sonunda bir ağaç kavuğunun ışık saçan deliğine elini soktu ve bir anda kendini Thala-Enna'da buldu.
Ortalıkta bir kara büyücü gezindiğini ve Thala-Enna rünlerinin tehlikede olduğunu tüm gün boyunca hissetmişti.İçinden lanet ederek koşmaya devam etti.Oraya vardığında,uzakta çarpışan büyüleri gördü.
Bir adam durmadan"Rünleri bana ver kaltak!"diye bağırıyoedu.
"Ne kadar salaksın!Kaç kere söyleyeceğim!Onları alamzsın!"diyordu sesi Solindas'a benzeyen bir kadın.
Regın oraya geldiğinde bir an için duraksadı.Kara büyücü atrafındaki siyah aurasıyla kadını boğuyordu.Solindas çok yorgun düşmüştü buraya gelirken.KOnsatrasyonunu tam sağlayamıyordu.
"Adamın cübbesinin uçlarından çıkan kara uzantılar,kadını boğazından yakalayıp havaya kaldırdı,
"Thala-Enna rünler nerde!"dedi tane tane.
"Onun yerine başka bir şey verelim size!"dedi bir ses.Adam kadını yere fırlattı ve ses yöneldi."Sende kimsin be!"dedi durumdan rahatsızl olarak.Bu sırada konsantrsayonu bozulmuş ve Marryn serbest kalmıştı.
Regın hiç tereddüt etmeden,gömleğinin sağ tarafını tek hamlede yırtıp attı.Sonra arkasını adam döndü.Adamın ağzı bir karış açılmıştı.
Regın'ın durmadan kaşınan,yani ona uyarı gönderen sağ kürek kemiğinde,şu an deli gibi parıldayan alt alta üç rün vardı.Yeşil yeşil parıldayan rünler,korkunç bir şekilde adamın sağ kolu boyunca dallanarak uzanıyordu.Regın'ın sağ kolu,o an yeşil damarlarla parıldar haldeydi.
"Thala-Enna'nın savaşçısı sen misin!"dedi sinirden olduğu yerde tepinen kara cübbeli.
Marryn durumdan hiçbir şey anlamamıştı.Sadece,Regın'In böyle bi yeteneği oluşuna şaşıp kalmıştı.
"Evet!"dedi sadece elf ve adama doğru bir hamle yaptı.Adam geri çekildi.Tam,"başaramadın" diyorduki,araksındaki Marryn'ı fark etmedi ve kadının taktığı çelmeyle yeri boyladı.
Regın bir ok çekti ve yayına taktı.Rünlerin parıltısı bakılamayacak hale geldi bu sırada.Koluna kadar yayılan yeşil çizgiler,Regın eski elçede bazı sözler söylerken oka hücum etti ve yayı bıraktığında gözle takip edilemeyen bir hızla bir şeyi delip geçti.
Adamın kalkanı yerle bir olmuştu.Ama bunu sadece Solindas görebiliyordu.Hayretlere ayıracak vakit yoktu.Adam tamavuçlarında tuttuğu kara enerjiyile Regın'ı bir ağaç gövdesine yapıştırmışken bir kadının sesi duyuldu.
"Ne diyordun sahi?Benim işe yaramaz olduğumu mu?"dedi Solindas ve kara büyücünün kocaman açılmış gözlerinin arasında büyüsünü serbest bıraktı.
Solindas,büyülü sözler akıp giderken,ellerini önce kalbine bastırdı,sonra yavaşça haya kaldırdı.Kapalı olan gözlerini bir anda açtığında,gözleri bembeyaz bir ışıkla alev alev yanıyordu sanki.Karanlık gökten avuçlerına dolan ışık huzmeleri,kadının son sözüyle beraber ellerinden fırladı ve adama doğru giderken,iştahla açılmış,kocaman bir kaplan başına dönüştü.
Büyü adamı yutmuş ve yaşam enerjisini ondan söküp almıştı.Yerde yatan cansız bir bedendi artık.Solindas bayılacak gibi oldu,ama son anda Regın onu tuttu.
Kimse hiçbir şey söylemedi.Olayları açıklaması için Regın'ınla güvenli bir yere gitmeyi beklediler.Regın,yırtık gömleği ve parıltısı sönmüş sırıtındaki rünlerle,bir ağaç kavuğuna elini attı ve işte yeniden olması gereken yerdeydi.
"Rünler en başından beri sende miydi?"dedi Solindas Regın'dan destek alarak yürüken."Evet."dedi elf sakince."O rünler çok uzun zamandır bende."
"O zaman hata yaptı."dedi Marryn kara büyücüyü kast ederek.
"Bu bir sırdı,leydim,ama Dinaen haklıydı.Bunu en başından bilmeniz gerekirdi.Benim hatam..."dedi hüzünle kısılmış yeşil gözleriyle.
Marryn durumu toparlamak için arya girdi.
"O yaptığın harikaydı Regın!Boş bir zamanda bunu tekrar yapmanın isterim!"dedi acıyla gülümseyerek.Regın da gülümsedi,"Tabiiki leydim.Ben de memnun olurum."dedi.
"Anlamadığım bir şey var.Bu rünlerin sırrı ne peki?"dedi yine Marryn.
"Bu rünler,saygı değer kahraman Zenn'e verilen rünlerdi.Oklarıyla kara büyücüleri n kalkanlarını yok edip,onları saldırıya çık hale getirmeleri ve hiçbir zırh onun karşısında dayanamasın diye yaradılmışlar.Onları kullanmayı öğrenmek yıllarımı aldı.Bir zamanlar başka savaşçılar da vardı.Hepsi bu rünleri taşırdı.Ama,onlar şimdi Exelyan'da.Ana vatan orası sayıldığı için,en güçlüler hep oraya alınır.Ben basit bir silah ustasıydım onlar için.Beni geride bırakmışlardı.Ama hiç şikayet etmedim."
Solindas güldü,"Arkada bıraktıklarının Zenn'in izinden giden biri olduğunu öğrendiklerinde yüzlerini görmek isterim."dedi."Exelyan'a gittiğimizde pek çoklarını göreceğiz demekki."Sonra birden hüzünlendi,"O rünler çok tehlikeli...Onu senden almak için başkaları da elecek.Ve biliyorumki,onu sırıtndan kazımaları..."dedi ve sözlerini yarım bıraktı.Bu dehşeti dile getirmek istemedi.
"Thala...Enna..."diye bir ses gezindi birden etraflarında.Ama onlar bu mistik ssi duymadılar."Cesaretin doğum yeri..."Camdan onları izleyen Dinaen duymuştu sadece bu sesi."Evet..."dedi üzgün üzgün."Bir zamanlar,anlamı buydu..."